Google
Web patika.blogcu.com

taşradan kente doğru

• 9/3/2007 - Fırın Nerde?

Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

— Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.

Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

— Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.

Çocuk:

— Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

— İyi ama, demiş adam. Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?

— Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, manolya lar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.

Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini.

Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

— Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

— Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğün...

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/2/2007 - istersek yapabiliriz

    

Öyle zamanlar vardır ki,   gittiğiniz yer önemini yitirir.
Önemli olan nasıl gittiğinizdir.

01. Ufak şeyleri dert etmeyin.
02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
03. Huzurlu ve ılımlı insanların çok başarılı
olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.
04. Olumlu ve olumsuz düşüncelerde kartopunun
çığ gibi büyüme etkisini unutmayın
05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman bile,
Hala yapılacak bir dolu işiniz olacaktır.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin,
cümlesini siz bitirmeyin.
08. İyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
10. İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
13. Sevgi elini önce siz uzatın.
14. Kendinize sorun:
Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
15. Gerçeği Kabul edin: Hayat adil değildir.
16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır:
Bırakın canınız sıkılsın.
17. Strese dayanma gücünüzü arttırın.
18. Haftada bir kez içten bir mektup yazın.
19. Sık sık tekrar edin:
Yaşam bir acil durum değildir.
20. Zihninizde özel bir bölüm açın.
21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz
Birini düşünerek geçirin.
22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve
gülümseyerek merhaba deyin.
23. Her gün kendinize sessiz bir zaman ayırın.
24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve
yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.
25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı amaçlayın.
26. Daha iyi bir dinleyici olun.
27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu
hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.
29. Eleştirme isteğinizi bastırın.
30. Daha ılımlı bir sürücü olun.
31. Unutmayın:
İnsanı edindiği huylar oluşturur.
32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
33. İpin ucunu biraz bırakın.

34. Bir bitki yetiştirin.
35. Yoga (ya DA jimnastiğe) başlayın.
36. Erken kalkmaya alışın.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın
Ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
38. Planlarınızda esnek olun.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi
Kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale
Ve kitaplar okuyun
Ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
43. Zihninizi sessizleştirin.
44. Birisi size topu atarsa,
Bunu tutmak zorunda değilsiniz.
45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermeyin.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman
Ona kadar sayın.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu DA geçer.
50. Gevşeyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın.
Öyle olabilir.
52. İç dünyanız için zaman ayırın.
53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
54. Kendi işinize bakın,
Kendinizi başkasının yerine koymayın.
55. Hayatı olduğu gibi Kabul edin.
56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
58. Daha sabırlı olun.
59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin
Bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.
Övgü ve yergi aynı şeydir.
64. Rasgele iyilikler yapın.
65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.

67. Bugün üç kişiye onları NE çok sevdiğinizi söyleyin.
68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
74. Her gün en AZ bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın: Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
84. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
89. Bir iyilik yapın ve karşılığını NE isteyin, NE de bekleyin.
90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
91. Başkalarını suçlamayı bırakın.
92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
96. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.
97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin. Abartmayın.
100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 31/12/2006 - yeni yılınız kutlu olsun

Yaşandı ve geçti koca bir yıl daha.

Farkında olmadan belki aynı acıları yaşadık aynı otobüsün içinde.

Gururumuzu siper edip gözyaşlarımızı içimize akıtıtık,

bir parkta ayrı ayrı banklarda.

Sigara için ateş istedim senden .

O yangın yeri yüreğinden  usulca yaktın sigaramı

ve çekip gittim  .

Gözlerin konuşmayı isterken.

Belki aynı insana aynı adresi sorduk,

Belki de  televizyonda bir film izlerken ,

aynı yerinde kahkahayı bastık olanca gücümüzle.

Ve dostlarımız bizim için güldüler.

Şimdi yeni bir yıl daha geliyor

Hayatın kaçırılmış fırsatlarını yakalayabilmek için, bir  şans daha.

Sakın üstünden atlamayın bu defa

2007 yılında,dudaklarınızdan tebessüm,kalbinizden sevgi ,ellerinizden kitap ,beyninizden sabır eksik olmasın.herkese barış ve güzellik dolu günler diliyorum.

Bayramınızı kutlar sizi sevindiren insanları sevindirmenizi .sevineceğiniz insanları görmenizi ,bu güzel günleri dostlarınızla paylaşmanız TEMENNİSİYLE

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/12/2006 - yaşamak direnmektir

Farkındalık:

Yaşamak doğaya direnmek midir? Hemen her insanı çeker doğa, çok azımız  şehrin gürültüsünden usandığımızda doğayı hayal etmeyiz. Büyük bir çam ormanının içinde yumuşak torf üzerinde yürümek, reçine kokularının gölgesinde ürpermek, uçsuz bucaksız başakların sarılığı ya da arsız gelincikler arasında gezinmek, yüksekten dökülen bir şelalenin güneş altında oluşturduğu tayfı izlerken kendini onun bir parçası gibi hayal etmek, sakin deniz ya da arsız dalgalara karşı oturup enginliği hissetmek, batan güneşi izlemek; eski bir köy evinde horoz ötüşü ile uyanıp doğanın diğer sesleri ile kendine gelmek, sabah ezanından bile önce yakılmış çamur fırından tüten odun ateşinin dumanı genzini yakarken taze köy ekmeğinin kokusunda cenneti görmek, akşam sağılmış sütün kaymağını ayırmak, kızarmış taze keçi peynirinin kokusunda kendinden geçmek, kırma, yeşil acı zeytinin tadında var olmak, ocak ateşinde dem bulmuş çayın sarsıcı lezzetinde güne başlamak, kavrulmuş kaymağa batırılmış köy ekmeğinin üzerine gül reçeli koyup yemek hangimize cazip gelmez ki. Bizim gibi şehirliler için özlenen, özenilen yaşamdır bu. Bunaldığımız zamanlarda sığındığımız kaçamak hayallerdir. Ancak hayal yetmez.

Kaçımız kendimizi doğaya attığımızda gerçekten toprağa karışırız. Kaçımız gerçekten farkına varırız doğadaki devinimin. Doğa dirençtir. Doğa mücadeledir. Doğa yaşama sarılmaktır. Doğa gerçekten yaşamak ve zafer kazanmaktır. Toprağa karışmayı bilen yeniden doğup doya doya yaşamayı da bilir. Ancak serttir doğa, hırçındır. Defalarca fırsat verir ama acımaz. Kuralı asla bozdurmaz. Ben varım diyeceksen sert olacaksın. Yılmayacaksın. Korkmayacaksın. Yenilgiyi tatsan da yok olmayı  tatmayacaksın. Vazgeçeni sevmez doğa. Boş vereni sevmez. Azmin varsa mutlaka el verir sana. Fırsat verir. Hayat bulman, büyümen, üretmen için güç verir.

Sıcak ekmeğin üzerine sürüp yediğimiz balın bir gramını üretmek için bir arı kaç kilometre uçar, kaç milyon kere kanat çırpar, kaç çiçeğe konar, 41 günlük ömründe. Binlerce km uçup milyonlarca kez kanat çırparak kaç gram bal üretir. Hiç düşünür müsünüz bir solukta yuttuğumuz bir kaşık balı kaç arı ne kadar zamanda üretir? İçtiğiniz bir bardak sıcak süt sofranıza kadar nasıl gelir? 1 lt süt vermek için ineklerin dakikada 400 lt kan pompalamak zorunda olduklarını ve kaç kilo yem yemeleri gerektiğini kaçımız bilir. Coşkuyla yediğimiz yumurtanın aslında tavuk için hergün yeniden doğum yapmak olduğu kimin aklına gelir. Her doğum yarı ölümdür aslında.

Harmanladığımız buğdayın hikayesini kaçımız düşünürüz. Öyle güçlü bir nimettir ki o yaşayan her canlıya hayat verir. Hayvanlar da yer buğdayı ama onlara vermeden önce de işkence etmek, öğütmek gerekir buğdayı. Büyük taş silindirli ya da metal bıçaklı makinalardan geçiririz onu ve neredeyse un haline getiririz. Ancak hepsinin kaderi bu değildir. Kimisi silindirlerin arasından kurtulur fakat yine de bütün kalamaz. Parçalanır o küçük buğday üçe beşe bölünür. Hayvan ahırlarına dökülen buğday parçaları betondaki çatlaklara saklanır ve beklerler. İnekler büyük dilleri ile ulaşamaz küçük çatlaklardaki kırık buğdaylara. Ortam betondur, loştur ve ağız salgılarıyla da nemli. Ahır pencerelerinden sızan güneş ışığı ise enerji. İşte toprağın olmadığı bu ortamda dahi doğa parçalanmış buğday tanelerine yeşerme fırsatı verir. Çünkü buğday güçlüdür. Parçalanmış olsa da iç güdü ile donanmıştır. Görevini bilir yeşerecek, büyüyecek kendi  bir bile değilken yüz üretecek ve sürekli bir değişim ile sürecek sürecektir. Bu her tohum için böyledir. Bu düşünmeyen, içgüdü ile donatılmış her canlı için değişmez kuraldır. Hedefe odaklanmak ve şartlar ne olursa olsun görevi tamamlamak. Nankörlük yoktur. Riya yoktur, dedikodu yoktur. İhanet yoktur. Tembellik yoktur. Aynı toprakta birbirini ezerek değil omuz omuza buyür tohum taneleri... Farklı yerlerde farklı şeyleri yese de aynı sütü verir süt üreticileri. Yumurtanın şekli de tadı da değişmez dünyanın hiç bir yerinde. Ben sana yumurta veriyorum sen bana ne vereceksin dediğini duyan var mıdır bir tavuğun? Afiyetle yediğimiz kalın bir dilim biftek soframıza nasıl gelir hiç düşünür müsünüz? Bir inek iyi bir bakımla yılda bir yavru verir. Gebelikten sonra tam 9 ay ve 15 gün sayarsın doğuma, bir de bakarsın bir çift ayakla bir burun kendini göstermiş hayata. Tutar çekersin o ayaklardan yavruyu yaşama, anne hiç itiraz etmez ona yardımına. Konuşmasa da minnetini hissedersin acılı, nemli bakışlarında. Ve o an başlar yavrunun ilk mücadelesi memeye doğru bu yaşamda. İç güdü ile donatılmışların farkındalığı en üst seviyededir yaşamları boyunca...  Bu mücadele en az 18 ay sürer. İlk kez kucağınıza alıp annesi ile beraber temizlediğiniz, ilk soluğunu burnundan üflediğiniz, ilk sütünü ellerinizle emzirdiğiniz yavru yaklaşık 18 ay sonra gelir sizin tabağınıza. Doğduğu andan itibaren onunla yer, onunla içer, onunla hasta olup, onunla iyileşir bir çiftçi. Sonra da tutar ipinden götürür onu hiç tanımadığı sofralara. Bilir misiniz bir çok çiftçi hayvanına isim vermez, veremez hatta göz göze bile gelmek istemez onunla, öylesine riyasızdır ki iç güdülü hayvanlara bağlanıverirsiniz ve sonra hiç anlamazlar sizin nankörlüğünüzü onlar. Akıldan yoksun; sadece içgüdü ile donatılmış canlılara baktığınızda, riyasız, yalansız, sadece üreten yaşamlarında çok mu güçlüdürler akılla donatılmış insan karşısında? Yoksa akıl insanlara verilmiş bir ceza mıdır aslında?

Bir gün zeytin ağaçaları arasında bir kovan bal arısının hemen yanına uzanmış onları izliyordum. Kovanın 4-5 santimlik minik kapısının bir yarısı kovan girişlerine, diğer yarısı ise çıkışlara organize edilmişti. Bir pistten sürekli kalkan uçaklar gibi peşpeşe kovanı terk eden arılar, görevini tamamlayıp geri dönen uçaklar gibi sürekli kovana dönen arılar. İçgüdüsel bir şekilde organize olmuşlardı. Tamamen telaş gibi görünen hareketlerindeki uyumu epey sonra fark ettim. Kimisi çıktığı gibi geri dönerken (çünkü bal keseleri dışarıdan gözükmez, bal kursaklarındadır.) Bir kısmı ayaklarında altın tozları ile geri dönmekteydiler. Yani polenlerle. Fark ettim ki arıların tamamı bal toplamaz, bir kısmı da peteklerin oluşumu için gerekli polenleri toplar. Aradabir bir arı, kovanın girişine tam ortaya konup garip bir dansa başlar. Dansını tamamladıktan sonra aynı dansı tekrarlar, bu dansı izleyen işçi arılar kovandan ayrılıp teker teker aynı yöne uçarlar. En son; dansçı arı da aynı yönde diğer arılara katılır. Sonradan öğrendim ki yeni bir çiçek bahçesini keşfeden arı derhal kovana döner ve mistik dansıyla bahçenin hangi yönde ve kaç metre uzakta olduğunu işçi arılara anlatır. Bu, yaşama iç güdüsü ile donatılmış bireylerin hedefe ulaşmak için gerekli paylaşım ve ekip ruhunu nasıl uyguladıklarının çok somut bir göstergesidir. Amaç üremek, larvaları beslemek ve kışı geçirmelerine yardım edecek balı kovanda biriktirmektir. Tüm bu büyülü gösteriyi izlerken bir eşek arısının düzenli bir şekilde kovandan çıkış yapan arıları avladığını, bir ağacın dalına asılarak kanatları hariç tüm bedenlerini yedikten sonra yeni bir av için tekrar kovana geldiğini fark ettim. Aptalca bir öfkeyle kovanın önüne konmuş olan eşek arısını, kafamdaki şapkayı vurarak öldürmek istedim. İşte o anda arı kovanındaki savaşçı arıların, kendi arılarımın saldırısına uğradım. Ne yaparsam yapayım onlardan kaçamadım. Yüzümü ellerimle kapatmaktan başka hiç bir sey yapamadım. Onların iç güdüsünde kovana saldırmıştım. Onlarcası hedefine dalış yapıp her biri iğnesini öfkeyle batırdı bana. Batırdı ve öldü. Ölüm önemli değildi görev önemliydi. Görevleri kovanı, kovandaki yavruları, ballarını canları pahasına savunmaktı. Onlara yardım etmek istediğimin farkında değillerdi. Onlar bal üretirken nasıl bana ihtiyaç duymuyorlarsa, kendilerini savunmak için de bana ihtiyaçları yoktu. Yanlarında yatarken benden hiç rahatsız olmayan arılar, aklınca onlara yardım ettiğini sanan zavallı bana iyi bir ders verdiler. Biz içgüdülerimizle yaşarız ve aslında sizler için de üretiriz, bizim düzenimize karışma. Hastanede geçirdiğim iki saatin ardından bir hafta boyunca hissettiğim yaralarımdaki acı ve peşinden gelen acımasız kaşıntı bunu fark etmem için yetti. Doğada uyum vardır. Acımasız mücadele, aslında eşsiz bir düzen içerir. Bir kovanda yaklaşık 80.000 arı bulunur ve bunların %10 kadarı erkek arıdır. Kovanda bulunan tek kraliçe arı, çiftleşme dansına başladığı zaman bunca erkekten sadece birini seçer ve havada bir kez çiftleşir. Diğer erkekler sonbahar bitimine kadar kovan içinde hiç bir işe yaramadan sadece tüketirler. Sonbaharın bitişine doğru ise tüm erkekler kovandan kovularak ölüme mahkum edilir. Bu toplu ölümler bizler için de o yılki son bal hasadı demektir. İçgüdü ile yaşayanlar yeri geldiğinde devamlılığı sağlamak için bu kadar katı olurlar. Bu, doğanın acımasız kurallarından biridir. 41 günlük ömrünü tamamlayan işçi arılar ise kovandan son kez uçarlar. Ta ki güçsüz kalıp düşene kadar. Kovanlarının etrafında asla ölmezler. Sonraki nesilleri asla kirletmezler. Bunun gibi acımasız görünen kurallar arı kolonisinin devamlılığını sağlar. Doğadaki uyum ve paylaşım kendi kuralları içinde devam eder. Bizlere düşen ise farkındalığımızı artırarak yaşamak, hedef koymak ve ekip ruhuyla hedefe yürümektir. Belki de aklımızın yanına, biraz duygu ve biraz iç güdü koymaktır.

Doğaya çıkmak, toprağa karışmak ve farkında olmaktır yaşam. Aklınızın ceza değil, cennetiniz olduğunu fark etmektir yaşam. Kırık bir buğday tanesinin beton uzerinde yaşama fışkırmasındaki pes etmeyen gücü hissetmektir yaşam. İçinde barındığın doğaya ve ondaki diğer tüm canlara saygı duymak, korumaktır yaşam. Doğaya direnmek değil, onun bir parçası olabilmek, onunla üretebilmektir yaşam.

                                 ( alıntıdır )

Yorum (13) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/12/2006 - seni çok özledik

Atam seni çok özledim

Masanda 32 kral, 64 cumhurbaşkanı bir arada.
Seni kutluyorlar, senin yarattıklarını kutluyorlar...

"Aralığa kadar limanları açtın açtın... açmadın yandın haa...." demeleri ne hadlerine
Bir taraftan seni sayarken, öte yandan çizmelerini giymenden korkuyorlar...!

Tamer Demirağ'a teşekkürlerimizle

 Seni özletirenlerden değil ,yarattığın değerlerden dolayı seni çok özledik.

 

denizce.com.dan alıntıdır

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

SADECE KARINCALARA MERHABA DERKEN EĞİLECEĞİMİ ORANGUTANLAR BİLE ANLADI

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
denizce

Kategoriler

Arkadaşlar

yansimalar
goncaass
Gürsel Selçuk
SONNUR ŞENKAL
jerenimo
gokcesair
kleopatra81
omar
sukretmiyoruz
onurtan
battygirl
englishnymphe
lotuse
yesilim
eroman
ferdagurel
nefdii
Merc. Han.
nesak61
alkarina
fevben
gazikemal
mucisiay
pudrasekerim
yuzukcu
ilhankoruyucu
saclariniz
guncelyazi
senolsan
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
| Sonraki Sayfa